Hafler ve Notalar – Hasan Ali Toptaş

Biliyoruz ki, bazı sesler, bazı sahneler, bazı renkler ya da bazı cümleler insanın aklına mıh gibi çakılıp kalıyor.

**

Gerçek hayatta kayıtsız kaldığımız şeyleri sahnede görmek etkiler bizi.

**

İnsan gördüğü şeylerin toplamı kadar uyanık, görmediği şeylerin sonsuzluğu kadar uykudadır.

**

Bir kitap ne başlar, ne biter; olsa olsa öyle görünür.

**

Çocukları küçük kurşunla öldürürler değil mi anne?” sorusu da unutamadığım ve asla unutamayacağım cümlelerden biridir. Sırbistan sınırına 10 km uzaklıktaki Boşnak şehri Srebrenica’da yaşayan, adını bilmediğim bir çocuk sormuş bu soruyu. Ardından da ne yazık ki, 11 temmuz 1995 tarihinde yapılan katliamda henüz dört yaşındayken öldürülmüş.

**

Hesaplanmış kusurda aklın izi, kusursuzluktakinden daha derindir.

**

Yıllar önce, çiçeği burnunda bir hikayeciyken, nerede edebiyat konuşuluyorsa orada olmak isterdim. Bu konuşmalar bana oldukça iyi gelirdi çünkü; kendini kendi rüzgarıyla havalandıran kelime bulutlarının arasından bazen payıma şöyle kıyak birkaç cümle düşerdi de, ufkum bir anda genişleyiverirdi.

**

Kısacası, hızın değere dönüştüğü bir dünyada, devasa bir hız topu halinde, korkunç bir gürültüyle hep birlikte yuvarlanıp duruyoruz. Hayatımızı hayal edilemeyecek kadar kolaylaştıran tuşların, butonların ve düğmelerin sayısı arttıkça, metrekareye düşen insan sıcaklığı da giderek azalıyor tabii ve artık insanoğlu öteki insanların varlığından uzaklaşıp sadece kendi hızıyla arkadaş oluyor.

**

Eski sokakları, eski evleri ve eski sessizlikleri görmek için seyrettiğim “Yeşilçam filmlerindeki bazı sözleri de unutamıyorum bunlarla birlikte. Bir filmde, bir kızın güzelliğinden söz ederken oyunculardan birinin arkadaşlarına dönerek, “Kız öyle güzel ki, ben dönüp bakmasam bile gövdemin içinden iskeletim dönüp bakıyor,” demesini unutamıyorum sözgelimi. Bir başka filmde de, Sadri Alışık tarafından canlandırılan karakterin, “sokak köpeklerine selam vermek adam olmaya çeyrek var demektir,” cümlesini unutamıyorum.

**

Sana yazmaktan değil, senin için yazmaktan korkarım.

**

Gurbet kelimesini eskiden daha sık kullanırdık. İçimizi titreten bu kelimenin, farklı bir ağırlığı vardı hayatımızda; uzaklar onun içinde birikir, tehlikeler onun içinde bekler, umutlar onun içinde yeşerirdi. Hayat bir şekilde gurbetle anlam kazanırdı bir bakıma; aşklar, dostluklar ve insanlar bir şekilde gurbetle sınanır, gurbetle olgunlaşırdı. Bir şehirden bir şehre gidenler de gittikleri yerin adını söyleme gereği duymaz, bunun yerine, gurbete çıkıyoruz, derlerdi. Böyle söyleyince, ruhları da gittikleri şehre göre değil, gurbet diye adlandırılan, içi çeşitli ihtimallerle dolu uçsuz bucaksız bir genişliğe göre pozisyon alırdı sanki. Velhasıl, gurbet kelimesi, acıların, kayıpların, hastalıkların, ölümlerin, ayrılıkların, aşkların ve hasretlerin birçoğunu içinde taşıyan alabildiğine geniş bir kelimeydi. Gurbet şarkılarımız vardı bu yüzden, gurbet türkülerimiz, gurbet mektuplarımız, Gurbet Kuşları’mız ve Gurbet Hikayeleri’miz vardı.

**

Instagram Hesabımız; kitapfoto

Your reaction

NICE
SAD
FUNNY
OMG
WTF
WOW

Bir Cevap Yazın