Mine Söğüt’ten Seçmeler

Sen deli olmayan kadın gördün mü koca kafa?
Görmediysen az bekle ve delirdiğini kendi gözlerinle izle. Çünkü deli olmayan kadın yoktur, henüz yeteri kadar delirtilmemiş kadın vardır.

**

Belki mucizelere inanmak hasta ruhların en iyi ilacıdır; ama mucizelere kanmak kimi zaman ölümcül bir hastalıktır.

**

Bu şehirde insanlar sokakta yaşayan delileri olduğu gibi kabul ederler. Üzerlerindeki pisliği, yattıkları yerin yatılmaz, yedikleri yemeğin yenmez olduğunu, sokağa işemelerini, çöp tenekelerinin dibini yalamalarını, yolun ortasına öylece yatıp kalmalarını, kendi kendilerine konuşmalarını, her türlü hallerini sorgulamadan, olduğu gibi… Bu şehirde yaşayan insanlar sokakta kimsesiz deliler görmeye alışıktırlar. Alışıktırlar ama kimsesiz bir delinin gözlerinin içine bakarak hüngür hüngür ağlamasını yadırgarlar. Çünkü bu şehirde deliler kimsenin gözlerinin içine bakmazlar.

**

Yaralı insanlar birbirlerine yaklaştığı zaman, kader telaşlanır. Sırları ortaya çıksın istemez. Eğer insanlar başlarına gelenin, başkalarının başına gelenlerden çok da farklı olmadığını sezerlerse güçlenirler. İnsanların gücünü azaltan, kendilerini hedef tahtasının ortasında sanmalarıdır. Oysa hayatta hiçbir şey şahsi değildir. İyi şeyler de, kötü şeyler de rüzgarla birlikte yön ve şekil değiştiren bulutlar gibi başıboş dolaşırlar evrende.

Biliyor musun; evrende tüm duygular başıboş dolaşan yıldızlar gibidir. Nefret, sevgi, öfke, istek, hüzün, şehvet…Her insan tıpkı sesleri farklı duyan, renkleri farklı gören böcekler gibi evrendeki bu duygulara da farklı algılarla yaklaşır. Kimsenin sevgisi ya da öfkesi aynı değildir. Üstelik kimi acıya kördür, kimi nefrete…

**

Küçükken anneannem bana, sonsuz zamana algısından bahseden bir masal anlatmıştı: Çocuklar zamanı algılayamadıkları yaşlarda, tüm evrene hakim olan o tanrısal sonsuzluğu hissedebilirlermiş. Bu onları huzurlu ve korkusuz yaparmış. Zamanı algılayamadıkları için zamanın geçişini de fark etmez ve kendilerini ölümsüz bilirlermiş. “Sen” demişti. “Şimdi o sınırsız zaman algısının büyüsündesin; zamanın geçip gittiğini farkettiğin an büyüyeceksin..

**

Neden anı sabitlemek ister insan? Neyi hapsetme arzusudur bu? Zamanı mı? O geniş, o sonsuz, o başlangıçsız, o tanrısal zamanı mı? Hiç anlayamadığı, anlayamadığı için de ölesiye korktuğu zamanı? Zapt etmek ister? İnsan? Neden? Bugününe, anına, yaşadığı hayata sahip çıkmayı beceremezken geçmişin elini kolunu bağlayarak, olmuş bitmiş geçmiş gitmiş bir anı durdurmanın anlamı ne? Madem tarih tekerrürden oluşuyor, madem geçmişten hiç ama hiç ders alınmıyor… İnsanın amansız arsızlığı.

**

 

Your reaction

NICE
SAD
FUNNY
OMG
WTF
WOW

Bir Cevap Yazın