Kadından Kentler – Murathan Mungan

Annesi arada bir “Hayatla romanları ayırt edemeyeceğini bilseydim, zamanında oku kızım oku kızım diye başının etini yemezdim” diye uyarırdı. Ama hayatla karıştırılmayacaksa romanlar niye okunsundu ki?

**

Her şeyi konuşmak iyidir sanıyorlar şimdilerde. Halbuki insan münasebetlerinin çoğu kelimesiz halledilir.

**

Bir erkeğe muhtaç olmamak adına ekonomik özgürlüğünü kazanmak, kariyer yapmak, mesleğinde ilerlemek isteyen kadınları yalnızca erkekler değil, geride kalan arkadaşları da terk ediyor, kazanmak için mücadele ettikleri hayatlarından geri çekilerek onları tek başlarına bırakıyorlardı.

**

Annesi tarafından terk edildiğini düşünen kız kardeşinin, annesi tarafından terk edildiğini düşünen kocasına, onu hiçbir zaman terk etmeyeceğini kanıtlamak için, ne olursa olsun, hayatının sonuna kadar kendini bu eve, bu hikayeye hapsettiğini düşündü. Kız kardeşi kendine kıymanın kendince kıymetli bir yolunu bulmuştu ve bunu aşk sanıyordu.

**

Bütün gün evinde oturup kocasının yolunu gözleyen, kendini temizliğe vermiş sıradan bir kadın olmak istemezken, sürekli geç saatlerde işten çıktığı için eve hep geç gelen ve bunun için sürekli kocası ve çocuğundan özür dilemek zorunda kalan bir kadın olarak bulmuştu kendini. Böyle olsun istememişti hiç ama böyle olmuştu.

**

İnsanın içinin zaman zaman bir şeylerle barışması iyi geliyordu. Bir şeyler onarılıyordu sanki, sökük dikiliyor, yürek arınıyor, hayat kolaylık kazanıyordu.

**

Zaten hep böyle olmaz mı? Hayat demek , birazda zamanında anlamadıklarımıza karşı duyduğumuz pişmanlıklar demek değil midir ?

**

Emine için gün çoktan bitmişti aslında. Bir başkasının filminde konuk oyuncu olduğunu bilmenin ısmarlama adımlarıyla Gülsü’ün ardı sıra basamakları indi.

**

Onu ya da onun kişiliğine yönelik çekincelerinden ötürü değildi içinde bulanıp duran, akarını bulamayan duygular. Geçmişini unutmaya çalışan biri için maziden gelen herkes, bir çeşit tehdit ya da tehlikedir; bunca yıl sıkı sıkıya kapalı tutulmuş kapılar onlarla zorlanır, bastırılmış anılar onlarla silkinmeye çalışır, belleğin kuytularına itilmiş nice ayrıntı, onların sorularının tazelediği çağrışımlarla yeniden gün ışığına çıkar. Bunları bilmiyor değildi elbet; ağzındaki pas tadını almak için, sabahtan bardağında yarım kalmış portakal suyunu tepesine dikti.

**

İnsanlar aynı biçimde, aynı yönlere doğru değişmiyorlardı. Çoğu kez mazi ortaklıkları şimdiki zaman arkadaşlıklarını diri tutmaya yetmiyor ama insanlar bu gerçeği kabullenmeyip her şeyi eskisi gibi sürsün istiyorlardı. Sanki bir şeyler hiç değişmeden olduğu gibi sürerse hayat daha gerçek, dünya daha inandırıcı bir yer olacaktı.

**

Dünya, her şeyi, kendi zamanı, kendi duyguları, kendi durumlarıyla ölçüp biçen insanlarla doluydu ve o insanlara bir şeyler öğretmek gerçekten zordu.

**

 

Your reaction

NICE
SAD
FUNNY
OMG
WTF
WOW

Bir Cevap Yazın