Oya Baydar’dan Seçmeler

Belki de hepimiz, her şeyi seziyoruz, biliyoruz. Ama gözümüzü, kulağımızı kapatıyoruz. Görmüyoruz, duymuyoruz; çünkü görüp duyarsak bir şeyler yapmamız gerekecek. Ve konuşmuyoruz; çünkü korkuyoruz. Canavarın kuyruğuna yapışmıyoruz. Aman bırakın; sakin uyandırmayın canavarı, diye bağırıyoruz dışarıdan. Canavarı yakalamaya çalışır gibi yapanların kim olduğunu, neye hizmet ettiklerini de bilmiyoruz. Belki de canavarın ta kendisidir kendi kuyruğuyla oynayıp bizimle alay eden.

**

Hatırlamak neye yarar?’ diye yineliyorum kızgınlıkla. Kızmakta haksız olduğumu biliyorum. Sorumlu olan o değildi, o da kurbandı herkes gibi. Biliyorum ama hırslanmaktan da kendimi alamıyorum, çünkü çaresizim.
‘Hatırlamak, başkalarına hatırlatmaya, başkalarını uyarmaya, direnmeye yarar,’ diyor fısıltıyla.

Bilmek, hatırlamak başkalarına hatırlatmaya, uyarmaya, direnmeye yarar, diye tekrarlıyorum. Yok yerlerin, yok zamanların farkında olan birilerinin yaşaması iyidir.

**

Hani çocukluk kabuslarında, elinizde bir toplu iğne ya da bir kibrit çöpüyle sonsuz bir duvarın tuğlalarını ya da uçsuz bucaksız bir sahildeki bütün çakıl taşlarını tek tek kaldırmak zorundasınızdır da, koyu yapışkan bir karanlıkta nefessiz kalır, boğulursunuz. Küçükken yüksek ateşle dalgın yatarken hep bu kabusu görür, kan ter içinde ağlayarak uyanırdım. İşte öyle bir çaresizlik duygusuydu ruhumu kuşatan…

**

Büyümüştük, ilkokul kitaplarımızdaki ‘gitmesek de, görmesek de bizim olan köyler’e inanmıyorduk artık. Gidip görmedikçe, köprüler kurmadıkça hiçbir yerin bizim olmadığını anlamaya başlamıştık. İyi niyet köprüleri kurmanın da yetmediğini, karşı tarafa geçmek gerektiğini, ama kurduğumuz köprülerin yeterince sağlam, yeterince geniş olmadığını bilmiyorduk henüz, öğrenecektik.

**

Ne kaldı aşktan geriye? Otuz yıl sonra ne kalır? Bırakılanın bırakılan yerde bulunmaması korkusu, ayrılıkların ilişkiyi kemiren sinsi gücünden duyulan endişe, yitirme kaygısı. Tenin ateşinin sönümlendiği, erişilmezliğin çekiciliğinin yittiği yerde başlayan yumuşacık, güven dolu alışkanlık. Bir çeşit yaşam konforu, “orada biri var” duygusu.

**

Noktası bir türlü konulamayan, uzadıkça uzayan ve giderek anlaşılmaz olan bir cümleye benziyordu ilişkimiz. Hep baştan alınan, bir türlü ilerlemeyen ve bir türlü üstü çizilip iptal edilemeyen. Her ayrılıktan sonra küllendiği sanılan ve her defasında kendi küllerinden yeniden doğan…

**

 

Your reaction

NICE
SAD
FUNNY
OMG
WTF
WOW

Bir Cevap Yazın