Saatleri Ayarlama Enstitüsü – Ahmet Hamdi Tanpınar

Bazen düşünüyorum, ne garip mahluklarız? Hepimiz ömrümüzün kısalığından şikayet ederiz; fakat gün denen şeyi bir an evvel ve farkına varmadan harcamak için neler yapmayız?

**

.. iyi ayarlanmış bir saat ,bir saniyeyi bile ziyan etmez .!
Halbuki biz ne yapıyoruz ?
Bütün şehir ve memleket ne yapıyor ?
Ayarı bozuk saatlerimizle yarı vaktimizi kaybediyoruz . Herkes günde saat başına bir saniye kaybetse , saatte on sekiz milyon saniye kaybederiz . Günün asıl faydalı kısmını on saat addetsek , yüz seksen milyon saniye eder. Bir günde yüz seksen milyon saniye yani üç milyon dakika ; bu demektir ki , günde elli bin saat kaybediyoruz .

Hesap et artık senede kaç insanın ömrü birden kaybolur .

**

.. iftira sade çirkin değil , aynı zamanda gülünç ve aciz bir şeydir de . İnsan tabiatı iktizasınca birbirlerini kötülemek isteyenler sadece düşmanlarının hayatlarına baksınlar , yeter. Çünkü her insanın hayatında hiçbir muhayyilenin icat edemeyeceği kadar aksaklık vardır ve bu aksaklıklar o insanla beraber yetişmiş , büyümüş şahsi , nevi kendine mahsus şeylerdir .
Kul kusursuz olmaz , sözü sırf bu gerçek için söylenmiş bir sözdür.

**

Nuran düşünüyordu: “Acaba şimdi böyle adamlar var mı?”
– Ne kurtarıcı düşüncenin, ne de ermenin kapısı kapanmayacağına, Allah’a giden yollar daima açık olduğuna göre, olması lazım.

**

Herkes bilir ki , eski hayatımız saat üzerine kurulmuştur . Hatta sonraları Muvakkit Nuri Efendi’den öğrendiğime göre Avrupa saatçiliğinin en büyük müşterisi daima Müslümanlar ve onlar içinde en dindarı olan memleketimiz halkı imiş .
Günde beş vakit namaz ,ramazanlarda iftar, sahur, her türlü ibadet saatle idi .

Saat Allah’ı bulmanın en sağlam çaresi idi ve bu sıfatla eskilerin hayatını idare ederdi.

**

Hürriyet aşkı bir nevi snobizmden başka bir şey değildir .
Hakikaten muhtaç olsaydık , hakikaten sevseydik , o sık sık gelişlerinden birinde adamakıllı yakalar , bir daha gözümüzün önünden , dizimizin dibinden ayırmazdık .
Ne gezer? Daha geldiğinin ertesi günü ortada yoktur . Ve işin garibi biz de yokluğuna pek çabuk alışıyoruz . Kıraat kitaplarında bir kaç manzume , resmi nutuklarda adının anılması kafi geliyor .

**

Politikadaki hürriyet , bir yığın hürriyetsizliğin anahtarı veya ardına kadar açık duran kapısıdır . Meğer ki dünyanın en kıt nimeti olsun ; ve bir tek insan onunla şöyle iyice karnını doyurmak istedi mi etrafındakiler mutlak surette aç kalsınlar .
Ben bu kadar kendi zıddı ile beraber gelen ve zıtlarının altında kaybolan nesne görmedim . Kısa ömrümde yedi sekiz defa memleketimize geldiğini işittim . Evet , bir kere bile bana kimse gittiğini söylemediği halde , yedi sekiz defa geldi ; ve o geldi diye biz sevincimizden ,davul zurna ,sokaklara fırladık .
Nereden gelir ?
Nasıl birdenbire gider ?
Veren mi tekrar elimizden alır ?
Yoksa biz mi birdenbire bıkar , ”Buyurunuz efendim , bendeniz artık hevesimi aldım . Sizin olsun belki bir işinize yarar .! ” diye hediye mi ederiz ?
Yoksa masallarda , duvar diplerinde birden bire parlayan fakat yanına yaklaşıp avuçlayınca gene birdenbire kömür veya toprak yığını haline giren o büyülü hazinelere mi benzer ?
Bir türlü anlayamadım

**

Yeni bir elbise giyen adam az çok benliğinin dışına çıkmışa benzer : Kendinden uzaklaşmak , ona bir değişikliğin arkasından bakmak ihtiyacı , yahut ”Ben artık bir başkasıyım ..! ”diyebilmek saadeti .

**

İnsanlar niçin yalan söylerler ve iftira ederler?Benim naçiz kanaatime göre,iftira sade çirkin değil aynı zamanda gülünç ve aciz bir şeydir de.İnsan tabiatı iktizasınca birbirlerini kötülemek isteyenler sadece düşmanlarının hayatlarına baksınlar yeter.Çünkü her insanın hayatında hiçbir muhayyilerin icat edemeyeceği kadar aksaklık vardır ve bu aksaklıklar o insanla beraber yetişmiş,büyümüş şahsi,nevi kendine mahsus şeylerdir.Kul kusursuz olmaz,sözü sırf bu gerçek için söylenmiş bir sözdür.Bu hikmetin gösterdiği yoldan gidip karşımızdakini tanımaya çalışacağımız yerde iftiraya kalkmak,adeta pazar malıyla giyinmeye benzer.

Your reaction

NICE
SAD
FUNNY
OMG
WTF
WOW

Bir Cevap Yazın